Ara
Paris 06 95 84 42 81 | Lyon 07 83 41 11 93 | Alpes 06 70 59 49 17 | Doğu 06 52 93 07 92 | Güneybatı 07 81 35 15 11 | Güney 06 20 55 00 18

Medine, Arap Yarımadası’nın batısında, Mekke’ye 390 km. uzaklıkta bir şehirdir. Medine’nin kuzeyinde Uhud Dağı, güneyinde Aır Dağı, doğusunda Vakim ve doğuda Vebere denen siyah volkanik taşlarla çevrilidir. Çevresinde bu dağlar olamsına rağmen Medine düzlük bir arazidir. Medine’nin en eski yerleşimcileri Amalika, Yahudiler, Evs ve Hacrec kabileleri idi. Medine şehrinin ilk ismi Yesrib, yani zarar vermek, kötülemek anlamlarında iken, Peygamberimiz (s.a.v.) hicretten sonra güzel anlamında “Tabe” ve “Taybe” isimlerini kullanmıştır. Medinet’ül Münevvere ise nurlu şehir anlamında en çok kullanılan ismidir.

Medine, hicret sırasında tamamıyla şehirleşmiş, tarıma dayalı bir ekonomik yapıya sahip bir şehirdi. Bundan dolayı kentleşme teşvik edilmiş ve şehrin islamlaşması ile medenileşmesi arasında paralellik kurulmak istenmiştir. Bu bağlamda idare ve savunma, ekonomi ve pazar, dini hayat gibi medeni hayatın en önemli üç fonksiyonu sırasıyla düzenlenmiş; şehir planı Mescid-i Nebevi merkez olmak üzere geliştirilmiştir. Resül-ü Ekrem ayrıca vefat edenlerin defnedilmesi için Baki mevkini mezarlık olarak seçmiştir.

Böylece İslam dünyasındaki klasikleşecek olan şehircilik planının esasını teşkil eden bütün unsurlar tamamlanmış, merkezi cami olmak üzere, yönetici evi, çarşı, mezarlık ve mahallelerden müteşekkil şehir planı Medine-i Münevvere’de uygulamaya konmuştur. Peygamberimiz hicretten sonra: “Ey Allah’ım! Hz. İbrahim Mekke’yi haram kıldığı gibi, bende (Medine’yi) iki dağı arası haram kılıyorum…” diyerek Medine’yi haram bölge ilan etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine hakkında dua ederek: “Allah’ım! Mekke’ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine’ye de ver.” diyerek bu şehre gönülden sahip çıkmıştır.

Hicret
Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’de eziyete maruz kalan Müslümanlardan bir grubuna Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Daha sonra ise Medine’ye hicret izni ile bir grup Müslüman da Medine’ye hicret etmeye başladılar. Dârul Nedve’de toplanan müşrikler Hz. Muhammed’i öldürmeye karar verdiler. Müşriklerin suikastinden vahiyle haberdar edilen Peygamberimiz, bir gece Ebubekir (ra) ile Mekke’den ayrılarak Sevr Dağı’na çıkarak üç gün burada kaldılar. Abdullah ibn Ebubekir (ra) Mekke’den her gün olan ve konuşulan olayların haberini Sevr’e getiriyordu.

Esma bint-i Ebubekir (ra) ise her gün Sevr’e yiyecek taşıyordu. Müşrikler Peygamberimizi aramaya koyuldular. Sevr’e kadar çıktılar ama Allah’ın korumasıyla mağarada kimseyi göremediler. Abdullah ibn Ureykıt üç gün sonra Sevr’e yolculuk yapacakları develeri getirdi ve Yesrib’e doğru yola çıkıldı. Peygamberimiz (s.a.v.) hicret yolunda yoğun duygularla Mekke’ye veda ederken, Cenab-ı Allah Mekke’ye geri döneceğinin müjdesini veriyordu. “Rasulüm! Ku’ran-ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir.” Hicret yolunda, biraz dinlenip yiyecek birşeyler almak üzere Ümm-i Mabed’in çadırına uğradılar.

Yolda harikulade olaylar yaşandı. 11 gün yolculuktan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Kuba’ya geldi. Burada kendisi de bizzat çalışarak Kuba Mescid’ini inşa etti. Medineliler O’nun yolunu gözlüyorlardı. Küçük bir kız çocuğu beklenen misafirlerin geldiğini görünce etrafa haber verdi. Günlerdir kutlu yolcuyu bekleyen Medineliler hep bir ağızdan söyledikleri Taleal Bedru Aleyna’larla Peygamberimizi büyük bir sevgiyle karşıladılar. Berâ b. Âzib: “Medinelilerin Rasulullah’ı sevdikleri kadar hiçbir şeyi sevdiklerini görmedim.” diyordu. Artık eski Yesrib, Medine oluyordu.